Eylülün herhangi bir günü
Şehrin uyandığı, birbiriyle günaydınlaştığı saatlerde, yeni evimizin hemen yanındaki fırına uğradım. Sabahın taze ışıkları, bir o kadar taze ekmek ve simitle birleşince, günün en güzel zamanı gerçekten de kahvaltıymış gibi hissettiriyor. Telaşsız sabahların özlemini duyarken çoğu zaman, arada bir denk gelen bu anların kıymetini bilmek istiyorum. O yüzden şimdi ekran başındayım:)
Taşınalı neredeyse 6 ay oldu. Yürüdüğüm sokaklar, selamlaştığım insanlar, alışveriş yaptığım market, pastane, fırın,... hepsi değişti. Sadece yeni bir eve değil, yeni bir hayata da taşındık aslında. Her ne kadar halen aynı semtte olsak da.
Bugün her zamankine göre biraz geç uyandım. Geç dediğim, dokuz buçuk filan. Kendimi bildim bileli sabah insanı olduğum için günümü daha erken saatlerde uyanıp planlamayı hep çok severim. Bugün biraz istisna oldu o yüzden:) Evden çıkarken komşumuzla karşılaştım. Buraya taşınmamız sayesinde diyeyim, dünyalar tatlısı bir teyzem daha oldu. Sıcacık gülümsemesi, nezaketi, kibarlığı, samimiyetiyle onun sayesinde çocukluğumdan kalan komşuculuk özlemimi giderebiliyorum. Onunla ayaküstü yaptığım sevgi dolu sohbetten sonra fırına gittim. Düşünüyorum da, geçen sene bu zamanlar taşınmamız gerektiği için ev ararken ne kadar kaygılıydım. Ne kadar stresli günlerdi. Ama şimdi? Şimdi ne kadar şükür doluyum. Hem hiçbir şey kaygılandığım gibi de olmadı (kaygılarım arasında taşındığımız gün işten çıkarılmak yoktu oysaki...). Ama şunu biliyorum ki hayatın içinde sadece kaygılar veya kötülükler yok. Hayat, tıpkı piyanonun siyah ve beyaz tuşları gibi, hem iyi hem de kötüyü birlikte barındırıyor. Önemli olan o tuşlardan nasıl bir melodi oluşturabildiğimiz... Siyah ve beyaz tuşlara aynı anda basmadan güzel bir şarkının oluşması pek mümkün değil.
Bunları düşünerek, sıcacık tam tahıllı ekmeğimle simidimi alıp eve geri döndüm. Bugün Eylül'ün herhangi bir günü ama; tazeliğini koruyan mis kokulu pembe domatesler için henüz sonbahar gelmedi. İyi ki de gelmedi:) Şöyle gözümü gönlümü doyuran mütevazi bir kahvaltı yapıp çayımı içtikten sonra o tanıdık ve çok sevdiğim hisle karşılaştım. Hayatta bütün güzel olasılıklar da, kötüler kadar mümkün. İyi bir şeyin olma olasılığı ile kötü bir şeyin olma olasılığı aslında aynı. Biz en çok iyiye odaklanırsak, bakış açımız da değişeceği için daha çok iyilik fark etmeyecek miyiz? Bazen taze ekmek kokusunda, bazen hal hatır soran komşumuzun içtenliğinde, bazen bize gülümseyen bir bebekte, bazen tadına doyamadığımız bir domateste, bazen tadını çıkara çıkara içtiğimiz sıcak bir çayda... Hayatta güzellikler belki daha fazla bile olabilir; eğer biz güzel bakabilirsek kendi hayatımıza.